UYGARLIĞIN GİZEMLİ ANITI GÖBEKLİ TEPE 12 BİN YIL ÖNCE KİMLER TARAFINDAN, NASIL VE NEDEN YAPILDI?
ISSN 1307-5756
9 771307 575003
46
ISSN 1307-5756
9 771307 575003
46
ktüel
Temmuz - Ağustos 2015 / 46 / 15 TL / Kıbrıs 17.5 TL
GÖBEKLİ TEPE’yi
ANLAMAK
UYGARLIĞIN DOĞUŞUNDA
Neolitik şölenlerin izleri
GÖBEKLİ TEPE
ÖZEL SAYISI
AA 46 Kapak 5.indd 1 6/19/15 6:48 PM
AA 46 Kapak 5.indd 2 6/19/15 6:48 PM
1Aktüel Arkeoloji
C
M
Y
CM
MY
CY
CMY
K
2 Aktüel Arkeoloji
Editörden...
Kutsal alan, tapınak, cennet bahçesi, şölen alanı ya da bunların hiçbiri... Peki
Göbekli Tepe bugün uygarlığın doğuşunu aydınlatabilir mi? Son araştırmalar
gösteriyor ki, Göbekli Tepe uygarlığı anlamamızda çok önemli bir kilit taşı. Bu
kadar önemli bir görevi üstlenmesinin nedeni Göbekli Tepenin sadece görkemli
bir yer olması değil, arkeolojik olarak bilim dünyasına sunduğu muhteşem bilgiler.
Neolitik ve öncesindeki toplumların sosyal ilişkileri, inanç sistemleri, çevresel
koşulları, iletişim, üretim ve tüketim ilişkileri, yaşam biçimleri ve sahip oldukları
teknoloji ile birçok cevaba ulaşabileceğimiz bir konuma sahip Göbekli Tepe...
Son 10 yılın en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olan Göbekli Tepenin kaşifi
ve kazı başkanı Prof. Dr Klaus Schmidt’in vefatından sonra çalışmalara yine
Göbekli Tepe ekibi devam ediyor.
Klaus, Göbekli Tepe’yi şans eseri keşfetmemişti. 30 yıldan daha uzun bir
süredir bölgede çalışan ve Göbekli Tepenin öncülü olarak görülen Nevalı Çori
başta olmak üzere birçok kazıda yer alan bir bilim insanıydı. Göbekli Tepeyi
bulduğunda ise ne bulduğunu biliyordu. Göbekli Tepe bugün dünyanın en fazla
merak uyandıran arkeolojik alanı... Ortaya koyacağı verilerle yüzlerce yıllık
bilginin yıkılıp yeniden kurulacağı bir alan... Bu nedenle bu sayımızda yaklaşık
bir yıl önce aramızdan ayrılan Klaus Schmidt’i anmak istedik. Ve hep birlikte
Göbekli Tepe’yi anlamak için birçok soru sorup, cevaplarını almaya çalıştık.
Oldukça ilginç sonuçları ve tartışma konuları ile umuyoruz ki Göbekli Tepe
sayısı herkesin zihnini biraz daha aydınlatacak. Yine son araştırmalar gösteriyor
ki Göbekli gerçekten yalnız değil, çevresinde belki onlarca benzer yerleşme
var ve bu alanların kazılması ile bölge ilerleyen yıllarda dünyanın en önemli
arkeolojik turizm merkezlerinden biri olmaya aday.
Bugün IŞİD olarak bilinen terör örgütü, Suriyede uygarlığın binlerce yıllık
kalıntılarını yok ederken, sınırın karşı tarafındaki Şanlıurfada uygarlığı
anlamak ve anlamlandırmak için büyük bir çaba sarf ediliyor. Bu iki örnek bile
bölgenin binlerce yıllık durumunu anlamamıza büyük bir referans sunuyor.
Trevor Watkins’in “olasılıkla Neolitik çağlarda topluluklar arası savaşı önlemek
için ortak bir barış sağlanmış ve bunun sonucunda bu yapılar ortaya çıkmış
olabilir” demesi bile oldukça önemli.
Son zamanlarda üzerinde en fazla durduğumuz konulardan biri olan “Arkeoloji
Türkiyenin Geleceği Olabilir mi?” ana teması Aktüel Arkeoloji Dergisi’ni
de yeni bir işbirliği oluşumu ve çalışmaları içine çekmiş durumda. Yakın bir
zamanda kurulum işlemlerini tamamlayacağımız “Türkiye Arkeoloji Vakfı” ve
Arkeoloji Dostu” çalışmaları Anadolu’nun binllara yayılan evrensel, kültürel,
tarihsel ve arkeolojik mirasını “gelecek kaklara aktarmak” için bize büyük
bir kapı aralayacak. Arkeolojik alanların, kültür kalıntılarının ve binlerce yıllık
birikimin, Türkiyenin geleceğini şekillendiren en önemli değerler bütünü
olduğunu zamanla göreceğiz. Bunun için destek vermek isteyen herkese
kapımızın açık olduğunu söylememiz gerekiyor.
MURAT NAĞIŞ
Tüm bildiklerinizi unutun...
AKTÜEL ARKEOLOJİ BASIN
YAYINCILIK TURİZM ORG. LTD. ŞTİ
www.aktuelarkeoloji.com.tr
Yazı İşler Müdürü Murat NAĞIŞ
mur[email protected]tuelarkeoloji.com.tr
Yayın Koordnatörü Ayşe TATAR
[email protected]ktuelarkeoloji.com.tr
Edtör Deniz GENCEOLU
Görsel Yönetmen İsmail YILDIZ
[email protected]elarkeoloji.com.tr
Fotoğraf Edtörü Aykan ÖZENER
[email protected]tuelarkeoloji.com.tr
Blşm Danışmanı JBM İnteractive
interne[email protected]larkeoloji.com.tr
Çevrler Ayşe TATAR
Deniz GENCEOLU
ARKEOLOJİ TRAVEL
www.aktuelarkeolojitravel.com
Turzm Projeler
[email protected]elarkeolojitravel.com
ARKEOLOJİ DÜKKANI
www.arkeolojidukkani.com
Proje Koordnatörü Gülfem ORANER
Yazınsal ve Görsel Katkıda Bulunanlar
Prof. Dr. Jors Peters, Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Prof. Dr. Trevor Watkns,
Doç. Dr. Bahattn Çelk, Doç. Dr. Hall Tekn, Yrd. Doç. Dr. Işık Adak-Adıbell,
Dr. Bran Hayden, Dr. Jens Notroff, Dr. Lee Clare, Dr. Nadja Pöllath,
Dr. Olver Detrch, Dr. Tarkan Kahya, Çğdem Köksal-Schmdt,
H. Al Eknc, Müslüm Ercan, Nezh Başgelen
Şanlıurfa Arkeoloj Müzes, Göbekl Tepe Projes
Kapak Görsel
Göbekli Tepe Ana Kazı Alanı – D yapısı
Berthold Steinhilber, ©DAI, Göbekli Tepe Kazı Arşivi
Yönetm Yer
Şehit Muhtar Mah. İstiklal Caddesi Bekar Sokak No: 18 Kat: 4
34440 Beyoğlu İstanbul - TÜRKİYE (+90) 212 244 25 02
www.aktuelarkeoloji.com.tr - www.arkeolojidukkani.com
[email protected] aktuelarkeoloji.com.tr
ISSN 1307 5756
Dağıtım YAYSAT
Basım Yer
Şan Ofset Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
www.sanofset.com
Hamidiye Mah. Anadolu Cad. No:50 Kağıthane / İstanbul
Tel: +90 212 289 24 24 / Sertifika No: 12049
Yazıların tüm sorumluluğu yazarlara aittir. Derginin Dili Türkçedir 2 aylık
süreli yayınlanır, basın meslek ilkelerine uyar. Tarih, Kültür Sanat Arkeoloji,
konularında yayınlanır. Yayın çalışmaları ve yönetim- idari çalışmalar kişilerin
gönüllü katılımı ile gerçekleşmektedir. “Aktüel Arkeoloji Dergisi’nin yayın
projesi TÜPRAŞ’ın desteği ile sürdürülmektedir”
AKTÜEL ARKEOLOJİ YAYINLARI
www.aktuelarkeolojiyayinlari.com
3Aktüel Arkeoloji
İÇİNDEKİLER
HABERLER
• Kennewick Adamı Kızılderililerin Atası Mıydı?
• En Eski Cinayet
• Tarihöncesi İnsanların El ile Kavrama Becerileri
• Alalakh Kazılarının 15. Yılı
• Domuztepe
Pisidia Bölgesi’nde Keşfedilen Ana Tanrıça Tapınakları
• Kale Höyük
MÜZE
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi
NEZİH BAŞGELEN
Klaus Schmidt
Özellikle Göbekli Tepede geliştirdiği kazı stratejisi, buluntular
üzerindeki değerlendirme ve yorumları ile Çanak Çömleksiz
Neolitik Dönemin anlaşılmasına çok önemli katkılar sağlayan
Klaus Schmidt`in anısını sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.
MEHMET ÖZDOĞAN
Göbekli Tepe’yi Anlamak
Göbekli Tepe hiç kuşkusuz son yılların en etkileyici buluntu
yerlerinin başında gelir. Göbekli Tepe kazıları, görkemli
tapınakları, boyları 6 metreyi bulan dikilitaş, heykel ve
kabartmaları ile konunun uzmanı olsun ya da olmasın gezenleri
etkileyecek buluntuları sergileyen bir kazı yeridir.
JENS NOTROFF, OLIVER DIETRICH,
JORIS PETERS, NADJA PÖLLATH,
ÇİĞDEM KÖKSAL-SCHMIDT
Uygarlığın Doğuşunda Göbekli Tepe
Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce bilinçli olarak toprakla
doldurulmuş ve yükseltilmiş olan anıtsal yapılar, son Buzul
Çağının ardından, Çanak Çömleksiz Neolitik olarak adlandırılan
dönemde avcı-toplayıcı gruplar tarafından inşa edilmişti.
06
12
38
52
70
80
90
98
30
TREVOR WATKINS
Göbekli Tepe’yi Kim İnşa Etti?
Dağın tepesinde çıplak bir kireçtaşı üzerinde
konumlanan Göbekli Tepe hemen dikkati üzerine çeker.
Göbekli Tepe, tipik, uzun süreli bir kerpiç yerleşim yeri
özellikleri göstermez. Su ve yerel yiyecek kaynaklarına
olan uzaklığıyla bu yer, insanların kalıcı olarak
yaşayabileceği bir yer değildir. Göbekli Tepede şimdiye
kadar devam eden kazılarda yalnızca anıtsal taş mimari
ortaya çıktı, fakat diğer höyüklerden bildiğimiz konutsal
yapılara rastlanmadı.
BRIAN HAYDEN
Uygarlığın Kökeni Şölenler
Şölenler neredeyse herkesin keyif aldığı aktivitelerdir.
Doğum günleri, düğünler, bayramlar ve diğer pek
çok eğlenceli etkinlik yılın en ilgi çekici anlarını
oluşturur. Bugün dünya genelinde pek çok geleneksel
köyde düzenlenmeye devam eden şölenler, uygarlığın
doğuşunda eğlence yönünün yanı sıra çok daha
ciddi bir role sahipti.
BAHATN ÇELİK
Göbekli Tepe Yalnız Değil
2000 yılından Göbekli Tepe civarındaki bölgede
yapılan kültürel envanter çalışmaları kapsamında pek
çok Neolitik Dönem yerleşim yeri tespit edildi. Yeni
keşfedilen bu yerleşim yerlerinin tümünde, Göbekli
Tepe ve Nevalı Çori’den bildiğimiz T-biçimli anıtsal
dikilitaşlar ortaya çıktı.
MÜSLÜM ERCAN, LEE CLARE
Göbekli Tepe’den Son Gelişmeler
Göbekli Tepe ekibi, 2014 sonbaharından beri
Göbekli Tepede devam eden kazılar ve alanda
yapılan sağlamlaştırma ve koruma çalışmaları ile
birlikte yapılan yeni keşierin yer alacağı yayınların
hazırlanmasına odaklanıyor.
4 Aktüel Arkeoloji
5Aktüel Arkeoloji
6 Aktüel Arkeoloji
Kennewick Adamı
Kızılderililerin Atası mıydı?
W
ashingtonda 1996 yılında bulu-
nan ve ‘Kennewick Adamı’ ola-
rak adlandırılan 8 bin 500 yıllık
yetişkin erkek iskeleti üzerin-
de yürütülen antik DNA araştırmaları, iskeletin
Amerika Kızılderililerine benzer özellikler taşıdı-
ğını gösterdi.
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Kopenhag
Üniversitesine bağlı uluslararası bir araştırma eki-
binin yürüttüğü bu yeni çalışma, 2014’te yapılan
ve iskeletin daha çok Japon veya Polinezya özel-
likleri taşıdığını gösteren çalışmayı da çürütüyor.
Yerli Amerika kabilelerinin ‘Kadim Kişi’ ismini
verdikleri ve çok eski bir ataları olduğunu düşün-
dükleri ‘Kennewick Adamı’ iskeleti üzerinde yü-
rütülen çalışmalar, Dr. Morten Rasmussene göre,
hem kabile üyelerini hem de bilim adamlarını
aydınlatacak. İskeletin el kemiğinden elde edilen
antik DNA örnekleri oldukça aşınmış ve toprak
bakterilerinin DNAsı ile kaplanmıştı. Elde edilen
oldukça az miktardaki örnekler, en yeni bilimsel
metodlar kullanılarak incelendi. Modern Amerika
Yerlileri’nden alınan DNA örnekleri ile karşılaştı-
rılan örneklerin, Washingtonda bulunan Colville
Kızılderili Bölgesindeki kabilelerle benzerlik gös-
terdiği tespit edildi.
Ramussen ve ekibinin yaptığı bir diğer araştırma-
da, Amerikanın Montana Eyaleti’nde bulunan ve
12 bin yıl öncesine tarihlenen ‘Anzick Oğlanı’ adlı
genç bir erkek çocuğuna ait iskeletten alınan antik
DNA örneklerinin de Amerika Kızılderilileri ile
ilişkili olduğu saptandı. Ekibe göre, DNA dizilim
teknolojilerindeki yeni gelişmeler, insanlık tari-
hindeki büyük diasporalar ile yerel popülasyonla-
rın tarihine ışık tutacak.
ArkeoH aber
Adli antropolog
Kari Bruwelheide,
Kennewick
Adamı’na ait
kemikleri diziyor.
©Chip Clark,
Smithsonian
Institution
Heykeltıraş Amanda Danning tarafından yapılan adli yüz rekonstrüksiyonu temel alınarak StudioEIS
tarafından oluşturan heykel büst (yukarıda sağda) ©Brittney Tatchell, Smithsonian Institution
7Aktüel Arkeoloji
8 Aktüel Arkeoloji
N
ohemi Sala ve çalışma arkadaş-
larının PLOS ONEda yayınla-
dıkları araştırmaya göre, kafa-
tası üzerindeki ölüm sonrası
meydana gelen kırıklar, bireyin
ölümü öncesinde gerçekleşen kırık izlerinden
kolaylıkla ayırt ediliyor. Sol göz boşluğunun üze-
rinde yer alan kırıkların, kafatasının iç ve dış ta-
bakalarını etkilediği anlaşılıyor. Her iki kırık izi-
nin boyutlarının ve hatlarının birbirinden farksız
olduğunu tespit eden Sala ve ekibi, bunların aynı
obje ile vurulması sonucu gerçekleşebileceğini
belirtiyor. Kafatası üzerindeki tahribat ve dar-
belerin yönü, bunların eşit güç kullanılarak ger-
çekleştiğini gösteriyor. Araştırma sonucuna göre,
kafatası ile beyin arasındaki bariyeri delip geçtiği
anlaşılan bu iki darbe, bireyin ölümüne sebep
olmuş. Kasıtsız travmalar genelde kafatası yanla-
rında, kasıtlı travmalar ile genelde yüzde bulun-
duğundan, bunun bir kaza yaralanması olmadığı
çok açık. Araştırmacılara göre bu bireylerarası
şiddetin bir sonucu.
En Eski Cinayet
430.000 yıllık
kafatası üzerindeki
darbe izleri, bilinen
en eski cinayetin
kanıtı olabilir!
İspanyanın kuzeyinde, Orta Pleistosene tarihlenen (781.000 ile 126.000 yıl
öncesi) bir yeraltı mağara sistemi olan Sima de los Huesos’ta, Neanderthal ve
Proto-Neanderthal oldukları tespit edilen en az 28 bireye ait iskelet kalıntıları
ortaya çıkarıldı. Kemikler üzerinde yapılan çalışmalarda 17 farklı bireyin kafatası
kemikleri birleştirildi. Ancak bunlar arasından genç bir yetişkine ait kafatası
dünyada bilinen en eski cinayeti gözler önüne seriyor.
ArkeoH aber
©Javier Trueba,
Madrid Scientic Films
9Aktüel Arkeoloji
10 Aktüel Arkeoloji
Y
ale Üniversitesinden bir araştırma
ekibi tarafından yapılan yeni bir çalış-
ma, primatların, modern insanınkine
benzer bir hassas kavrama yeteneği
olabileceğine işaret ediyor. Taş aletle-
rin ortaya çıkışından milyonlarca yıl öncesine tarih-
lenen fosiller, Australopithecus afarensis türünün de
bu gruba dahil olduğunu gösteriyor.
Bu çalışma için bir araya gelen robotbilim uzmanla-
rı omas Feix ve Aaron Dollar (Yale Üniversitesi)
ile antropologlar Tracy Kivell (Kent Üniversitesi)
ve Max Planck (Antopoloji Enstitüsü) ve primat
uzmanı Emmanuelle Pouydebat (Fransız Ulusal Bi-
limsel Araştırma Merkezi) primatların hassas kav-
rama yeteneklerini inceledi.
Yaşayan primatlara ait iskeletler ile tarihöncesi in-
sanlara ait fosil kalıntılarının baş ve işaret parmak-
larını oluşturan bölümleri ölçerek, kinematik bir
model oluşturan araştırma ekibi, bu model üzerin-
den parmak hareketlerini inceledi.
Araştırma sonuçları başparmak uzunluğunun ya
da gelişmiş eklem hareketlerinin iyi bir kavrama
yeteneği sağlamadığını gösterdi. Yaşayan diğer pri-
matlarla karşılaştırıldığında insan elinin özellikle de
küçük objeler için en gelişmiş kavrama yeteneğine
sahip olduğu anlaşıldı.
Primatların elle kavrama yetisi üzerine daha önce
yapılan çalışmalar, parmakların duruşuna, el ile
obje arasındaki temasa veya başparmağın diğer
parmaklara göre uzunluğu gibi alanlara odaklan-
mıştı. Yeni araştırma ise baş ve işaret parmakları
arasındaki ilişkiyi, özellikle küçük objeleri hassas
kavrama yetisi üzerinden inceliyor. El becerisinin,
erken primatları erken memelilerden ayıran en
temel adaptasyon olduğu düşünülüyordu. Bu tür
yeteneklerin, hareket yeteneği ve alet kullanımının
getirdiği mekanik gerekliliklere daha fazla ihtiyaç
duyulmamasından dolayı evrimleşerek geliştiği
düşünülüyordu.
Erken dönem homininlerin, özellikle alet kulla-
nımı konusundaki kavrama kapasiteleri üzerinde
tartışmalar devam ediyor. Yapılan yeni çalışma bu
soruların bir kısmını aydınlatabilir. Örneğin bu
çalışma, erken insan türü Australopithecus afaren-
sisin taşları kesmek için gerekenden daha fazla el
becerisine sahip olabileceğini gösteriyor.
Tarİhöncesİ İNSANLARIN
El İle Kavrama Becerİlerİ
ArkeoH aber
Bilim insanları,
tarihöncesi
insanların
ve diğer
primatların
elle kavrama
yeteneklerinin
tarih boyunca
gelişimini
incelemeye
devam ediyor.
© Yale Üniversitesi
11Aktüel Arkeoloji
12 Aktüel Arkeoloji
ArkeoMüze
B
ereketli Hilal olarak kabul edilen böl-
gede, uygarlığın doğduğu toprakla-
rın en önemli merkezi olan Göbekli
Tepe’ye ve diğer Neolitik alanlarla
birlikte yüzlerce hök ve antik ken-
te ev sahipliği yapan Şanlıurfanın en çok ihtiyaç
duyduğu yeni bir müzeydi. Dünyanın en eski hey-
keli “Urfa Adamı, son dönemlerin en görkemli
mozaiklerini oluşturan Haleplibahçe ve Edessa
Krallığı mozaiklerine de sahip olan Şanlıurfa Ar-
keoloji Müzesi ve Haleplibahçe Müze Kompleksi
24 Mayıs 2015 tarihinde ziyarete açıldı.
Göbekli Tepe, Nevalı Çori, Akarçay Tepe, Hassek
yük, Gre Virike, Lidar Hök gibi höklerin
her biri uygarlık tarihinin mihenk taşlarını ol-
turuyor. Şanlıurfada özellikle 1960’lı yıllardan beri
yapılan Baraj Kurtarma Kazıları ile çok önemli ar-
keolojik eserler keşfedildi. Çağdaş müzecilik an-
layışı ile kurulan yeni Şanlıurfa Arkeoloji Müze-
sinde bu höklerin her biri, gerek kazı hikayesi
gerekse eserleri ile, bölgede uzun yıllar çalışmış ve
bu kazılarda görev almış deneyimli bilim insanla-
rının desteği ve katkısı ile özel tasarlanan bir me-
kan içerisinde sergileniyor.
ŞANLIURFA ARKEOLOJİ MÜZESİ
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, Arkeopark ve Edessa
Mozaik Müzesinden oluşan Haleplibahçe Müze
Kompleksi, 34 bin metrekarelik kapalı alanıyla
Türkiye’nin en büyük müzesi olma özelliğini taşıyor.
13Aktüel Arkeoloji
Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi; sergileme alanı, yeme-
içme mekânları ve ticarî mekânlar, depo alanları,
servis alanı ve fuaye olmak üzere toplam üç katlı ola-
rak tasarlanmış. Müzede ayrıca toplantı salonu, ço-
cuk oyun alanı, kütüphane, ticari birimler, araştırma
ve uzman odaları ile laboratuvar alanı da yer alıyor.
MÖ 9500’lü yıllaratarihlenen vedünyanın gerçek
boyutta yontulmuş ilk insan heykeli” olarak bili-
nen180 santimetre boyundakiUrfa Adamı heykeli,
Şanlıurfa Müzesinde özel olarak ayrılan bir bölüm-
de sergileniyor. Şanlıurfa Müzesi hem bölge tarihi
hem de çağdaş müzecilik anlayışı açısından büyük
önem taşıyor. Burası, bölgedeki arkeolojik alanları
ziyaret etmeden önce mutlaka uğranması gereken
ilk durak.
1950’li yıllardakaçak kazılar ile yağmalanan Edessa
Krallığı’na ait mozaiklerin en önemlilerinden biri
olan Orpheus Mozaiği, yine Aktüel Arkeoloji Der-
gisinin başlattığı kampanya ve Kültür ve Turizm
Bakanlığının girişimleri ile ABDden geri istenmiş
ve mozaik 2012 yılında ülkemize iade edilmişti.
Şanlıurfa’ Arkeoloji Müzesi açılana kadar İstanbul
Arkeoloji Müzelerinde misafir olan Orpheus Mo-
zaiği, yeni müzenin açılması ile birliktekendi top-
raklarına geri döndü ve müzede özel olarak sergi-
lenmeye başlandı.
14 Aktüel Arkeoloji
ArkeoH aber
K
oç Üniversitesi desteği ve Koç Üni-
versitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim
Üyesi Prof. Dr. K. Aslıhan Yener’in
başkanlığında yürütülen Alalakh
(Tell Atchana) kenti kazılarının 15.
yılı Hatay Arkeoloji Müzesinde düzenlenen etkin-
likle kutlandı.
Alalakh Kazılarının 15. Yılı” kutlama programı,
uluslararası alanda birçok arkeoloji uzmanının ka-
tılımıyla gerçekleşerek, insanlığın tarihine ışık tu-
tan onlarca eserin ortaya çıkarılma süreci katılım-
cılarla paylaşıldı. İki gün süren etkinlik kapsamında
çalışmalar hakkında detaylı bilgiler aktarılarak, son
gün programa katılan tüm davetliler kazı alanını
gezme imkanına sahip oldular.
Atchana Höyük, antik Alalakh kenti, Hatay sınırları
içinde günümüz Antakyası yakınlarındaki Amik
Ovası’nda Asi Nehrinin kenarında yer alır. 22 hek-
tarlık bir alanı kaplayan höyük, bölgedeki en büyük
Orta ve Geç Tunç Çağı (MÖ 2000-1300) yerleşimi
ALALAKH KAZILARININ
YILI
15.
olup MÖ 2. binyılda bölgedeki Mukiş Krallığının
başkentliğini yapmıştır.
Anadolu, Yakındoğu ve Doğu Akdeniz kültürleri
arasındaki geçiş noktasındaki konumu itibariyle
tampon bölge görevi gören yerleşimde, erken kül-
türel etkileşimlerin ve Tunç Çağındaki küresel-
leşmenin izleri ilk olarak 1930 ve 40’larda İngiliz
arkeolog Sir Leonard Woolley tarafından yapılan
kazılarda açığa çıkarılmış, 2000’den itibaren ise K
Üniversitesinin kurumsal desteğiyle K. Aslıhan Ye-
ner tarafından yapılan kazılar ile yeni bilgilere ula-
şılmaya devam edilmiştir.
Atchana Höyük’teki kalıntılar Antakya turizminin
önemli bir parçasını oluşturur. Kazı alanından çı-
karılan bu eserlerin hemen hemen hepsi Hatay Ar-
keoloji Müzesinde, sergilenmekte olup, IV. Tabaka
bit-hilani üsluplu saraydan ilham alınarak tasarla-
nan Alalakh sergi salonu da bir başka ziyaret nok-
tasıdır. Soyut aslan heykelleri, Minos üsluplu duvar
freskleri, tabletler, mühürler ve Yarim-Lim heykel
başı gibi birçok eserin röprodüksiyonu yaratıcı bir
üslupla müzede sergilenmektedir. Bu eserler, Tunç
Çağında Alalakhın uluslararası kültür ve zenginli-
ğinin en önemli kanıtlarıdır.
15Aktüel Arkeoloji
16 Aktüel Arkeoloji
T
ürkiye Doğu Akdeniz’i olarak ta-
nımlanan coğrafyanın iç kesimle-
rinde; Kahramanmaraş-Gaziantep
il sınırına yakın bir konumda bulu-
nan Domuztepe arkeoloji çevrele-
rince 1993 yılından beri bilinir. Bir Amerikan-İn-
giliz heyeti tarafından Kahramanmaraş ili sınırları
içinde başlatılan arkeolojik yüzey araştırması es-
nasında tespit edilen yerleşim, muazzam geniş-
liği ve üzerindeki arkeolojik malzemesiyle heyet
üyelerinin dikkatini çekmiş; iki yıl yürütülen yü-
zey araştırmasında etraıca araştırıldıktan sonra
sistemli kazılar aynı heyet tarafından 1995 yılında
başlatılmıştır. 2006 yılına kadar California Üni-
versitesinden Prof. Dr. Elizabeth Carter başkanlı-
ğında yürütülen kazılar 2008 yılında Manchester
Üniversitesinden Prof. Dr. Stuart Campbell tara-
fından devralınmış ve 2012 yılına kadar aynı he-
yet tarafından sürdürülmüştür. İngiliz heyeti bazı
finansal ve bürokratik nedenlerle kazılara devam
edemeyeceğini ve kazıları devretmek istediğini
bildirmesinin ardından, Kültür ve Turizm Bakan-
lığı bu talebi uygun bulmuş; ancak kamulaştırma
sorunları çözülünceye kadar kazıların Kahraman-
maraş Müze Müdürlüğü başkanlığında Hacettepe
Doğu Akdeniz’de Bir Mezopotamya
Geç Neolitik Yerleşimi
Domuztepe
Üniversitesine mensup bir heyet tarafından yürü-
tülmesi kararlaştırılmıştır. 2013 yılında bürokra-
tik işlemler ve lojistik çalışmalara ağırlık verilmiş;
2014 yılında ise yeni kazı heyeti ilk kez arazi çalış-
malarına başlamıştır.
Üzerindeki yaban domuzu yuvalarının çoklu-
ğundan dolayı yerel halk tarafından Domuztepe
olarak adlandırılan yerleşim, Kahramanmaraş ili,
Pazarcık ilçesi, Narlı beldesi, Emiroğlu köyü sı-
nırları içinde; Aksu Nehri’nin küçük bir kolu olan
Mizmilli Çayının kenarında yer alır. Yaklaşık 20
hektarlık bir genişliğe sahip oval görünümlü hö-
yüğün biri güneyde, diğeri kuzeyde olmak üzere
iki konisi vardır ve bunların ovadan yüksekliği 15
metre civarındadır.
Halil TEKİN
ArkeoH aber
Taş döşel avludak
toplu buluntu
çnden ele geçen
kadel meyvelk
17Aktüel Arkeoloji
Domuztepenin bir Mezopotamya yerleşimi ol-
duğu ilk kazı sezonunda tespit edilmiş; özellikle
höyük yüzeyinin tümünü kaplayan Halaf boya-
lılarına ait parçalar dikkat çekmiştir. Eski kazı
heyeti tarafından yürütülen çalışmalar daha
çok höyüğün güney yükseltisindeki “Operation
1” olarak tanımlanan alanda yoğunlaştırılmış;
bunun yanı sıra yerleşimin farklı yerlerinde de
sondaj niteliğinde kazılar gerçekleştirilmiştir. Bu
alanın orta kesiminde bir derinlik sondajı ile ana
toprağa kadar inilmiş ve yerleşimin en alt kat-
manının MÖ 7000’lerde, yani Geç Neolitiğin en
erken aşamasında başladığı saptanmıştır. Alanın
hiç kuşkusuz en dikkat çekici buluntuları Ölüm
Çukuru olarak tanımlanan bölümden gelmiştir.
Çok sayıda insan ve hayvan iskeletinin yanı sıra
bunlarla ilintili ritüel nitelikli arkeolojik bulun-
tular bu alanı özel kılar.
Höyük yüzeyinde uzun yıllar tarımsal etkinlikler
gerçekleştirildiğinden üstteki tabakaların mima-
risine ait taşlar yer yer sökülmüş ve köylüler tara-
fından tarla sınırlarında biriktirilmiştir.
Bu nedenle kazılar başlatıldığında yüzey
toprağının hemen altından gelmeye baş-
layan mimariye ait duvarlar bazen eksik or-
taya çıkmaktadır. 2014 kazılarında Alan 1 olarak
tanımlanan bölümde iki yapı katının varlığı sap-
tanmış; bunlardan üstteki (1. Yapı Katı) yuvarlak
planlı bir bina ile temsil edilmektedir. Yüzeye
çok yakın olmasından dolayı binanın bir kısmı
tarımsal etkinlikler nedeniyle tahrip olmuştur.
Geçmiş yıllardaki kazılarda varlığından haber-
dar olunan bu mimari plan Mezopotamyanın
çağdaşı pek çok merkezde ortaya çıkartılan ve
tholos olarak adlandırılan mimariyle aynı özel-
liğe sahiptir. Maalesef tek sırası korunmuş olan
binanın dikdörtgen ön odasının sadece bir du-
varı mevcuttur. Yuvarlak yapının içinde çok az
arkeolojik kalıntıya rastlanmış olmasına karşın;
Güney Mezopotamya etkisini kanıtlayan Ubaid
boyalılarına ait parçalar bulunması açısından
önem taşır.
Taş döşel avludak
toplu buluntu
çnden ele geçen
nsan tasvrl kap
parçaları
2014 yılı kazı
çalışmaları
18 Aktüel Arkeoloji
Alttaki (2. Yapı Katı) ise dörtgen planlı ve en az
üç geniş odasının varlığı saptanan büyük bir bina
ile temsil edilir. Orta kısmında, zemini farklı bo-
yutlardaki taşlarla döşeli geniş bir avlusu bulunan
yapının içinde çok sayıda Halaf boyalılarına ait
parça ele geçirilmiştir. Taş döşeli avlunun güney
kesiminde özenli biçimde istienmiş izlenimi ve-
ren toplu buluntu dikkat çekicidir. Bu alanda çok
sayıdaki pişmiş toprak kabın yanı sıra serpantin-
den yapılmış kaplar kırık halde bulunmuştur. Ser-
pantinden üretilmiş farklı formdaki kaplarla bir-
likte yüzeyinin tümü boyalı pişmiş topraktan koç
biçimli iri bir kap ile kaideli bir meyvelik formun-
daki kap bunlar içinde özel bir yer tutar. Bunların
yanı sıra iki pişmiş toprak kap parçası üzerindeki
boya bezekte Halaf insanlarının tasvirlerine yer
verilmiştir. Bunlardan bir tanesinde iki erkek başı
yer alırken, diğerinde ayakta duran ve iki kolunu
yana açmış bir erkek resmedilmiştir. İkincisinin
kollarından sarkan püskülleri bir kartalı anımsa-
tır ve bir ayini yöneten “şaman” görüntüsü verir.
Domuztepede geçmiş yıllarda yürütülen kazılarda
böyle bir “şaman” tarafından yönetilen ve kafala-
rı olmayan cesetlerin yer aldığı ölü ritüeliyle ilgili
sahne, iri bir vazo üzerinde resmedilmiştir. Kah-
ramanmaraş Müzesinde sergilenen bu kap Çatal-
höyük duvar resimlerindeki sahneleri çağrıştırır.
Domuztepede, eski kazı heyeti tarafından elde edi-
len radyokarbon ölçümlerine göre MÖ 7000’ler-
den itibaren iskân edilmeye başlanıp yaklaşık MÖ
5400’lerde terk edilmiştir. Her ne kadar arkeoloji
çevrelerinde Domuztepenin bir Halaf yerleşimi
olduğu öne çıkmış olsa da aslında yerleşim Geç
Neolitiğin tüm aşamalarını kapsar; daha da önem-
lisi Yakındoğu’da çok az bilinen Halaf-Ubaid geçiş
evresi ve Erken Ubaid hakkında da bilgi sunan
ender kazılarından biridir. Yakındoğu’da bilinen
büyük boyutlu Neolitik yerleşimler ortalama 10-15
hektar genişliğe sahiptir. Anadolunun bilinen en
büyük Neolitik yerleşimi olan Çatalhöyük yaklaşık
12 hektar kadardır; oysa Domuztepe 20 hektarlık
bir genişliğe sahiptir. Aynı şekilde çağdaşı Mezo-
potamya Neolitik yerleşimlerinin ortalama 3-5
hektarlık bir alanı kapladığı göz önünde tutulursa
Domuztepenin potansiyeli daha iyi anlaşılabilir.
Neolitik köy yaşamından Kalkolitiğin ilk merkezi-
leşme sürecine geçişi temsil eden bir yerleşim olan
Domuztepe kazıları geleceğe yönelik uzun erimli
bir proje olarak planlanmaktadır.
Taş döşel
avludak
toplu buluntu
çnden ele
geçen koç
bçml kap
Alan 1’dek Geç
Neoltk mmar
kalıntıları
19Aktüel Arkeoloji
20 Aktüel Arkeoloji
21Aktüel Arkeoloji
22 Aktüel Arkeoloji
23Aktüel Arkeoloji
24 Aktüel Arkeoloji
GÖBEKLİ TEPE
Yaklaşık 12.000 yıl önce, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgede, insanlık tarihinin en
önemli değişimlerinden biri yaşanmaktaydı. İnsanoğlu avcı-toplayıcı bir yaşam tarzından, yerleşik
hayata, çiçi-üretici düzene geçmek üzereydi. Binlerce yıl öncesinin avcı toplayıcılarının bu
geçiş döneminde, sandığımız gibi mütevazi ve basit bir yaşam tarzıyla yetinmemiş olduklarını,
aksine, görkemli bir evre yaşadıklarını, Göbekli Tepede bize bıraktıkları izlerde görebiliyoruz.
Göbekli Tepenin etkileyici anıtsal buluntuları yetkin bir taş işçiliğini yansıtmakta, taş üzerinde
kabartma tekniğiyle yapılarak aktarılan motierin içerik zenginliği ise karmaşık bir düşünsel
düzeye ulaşıldığını göstermektedir. Tüm bu bulguların yanında, eserlerin nitelik ve nicelikleri
gözlemlendiğinde, raslantısal değil düzenli bir tekrarlama şeklinde saptanabilen büyük boyutluluk,
anıtsallık ve sayısal yoğunluk, arka planda olması gereken gelişkin sosyal düzenin, organizasyon ve
koordinasyon kabiliyetinin ipuçlarını vermektedir.
Klaus Schmidt / Arkeoloji ve Sanat Yayınları
LYKİA KİTABI
Bu kitap, Lykiayı öğrenmek ve anlamak için iyi bir kılavuz olsa da, asıl amaç bundan çok ötedir:
Lykia Bölgesi’nin kültür, tarih ve sanatı, sosyal, siyasi ve ekonomik yaşamıyla birlikte ve her
dönemiyle ilk kez 130 kent/yerleşim örneğinde anlatılmaktadır. Yazarın bilimsel konulardaki
kendi özgün yorumları ve değerlendirmelerini içeren bu kitap özenli ve yalın bir dille yazılmıştır
ki sadece arkeologlar ve ilgililer değil herkes keyie okusun. Asıl amaç, Lykia bilimine topluca
katkı vermekse de, bu bahaneyle arkeolojiyi-tarihi paylaşmak, sevdirmek ve tarihsel emanetlerin
kendiliğinden korunmasını sağlamaktır.
Nevzat Çevik / Suna – İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü
SYLLOGE NUMMORUM GRAECORUM
British Academy’nin bir projesi olan Sylloge Nummorum Graecorum ciltleri, dünyanın birçok
ülkesindeki bilimsel kuruluşlar aracılığıyla kamu müzeleri ile özel koleksiyonlardaki sikkeleri
bilim dünyasına tanıtmaktadır. Uluslararası Akademiler Birliği nezdinde SNG projesinin
Türkiyedeki temsilcisi olan Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü bugüne değin sekiz SNG cildi
yayımladı. Şubat 2015 yılında yayımlanan dokuzuncu cilt, Özkan Arıkantürk koleksiyonunda
yer alan 827 adet Troas bölgesi sikkesini kapsamaktadır. Katalogdaki en fazla sikke yaklaşık 200
adet ile Aleksandreia Troasa aittir. Bu kentin yanı sıra Akhilleion, Aioleion, Ophryneion, Pionia,
Skamandreia, ymbra ve Zeleia’ya ait nadir sikkeler de katalogda yer almaktadır.
Turkey 9. e Özkan Arıkantürk Collection. Volume 1: Troas
Hazırlayan: O. Tekin – A. Erol-Özdizbay / Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü
Bu kitaplara arkeoloji dükkanından ulaşabilirsiniz. www.arkeolojidukkani.com
ArkeoKitap
25Aktüel Arkeoloji
26 Aktüel Arkeoloji
A
na Tanrıça evrensel bir figürdür.
Neolitik Dönemden itibaren ise
tüm Akdeniz ve çevresinde tapınım
görmüştür. Pisidia Bölgesinde Me-
ter Potamene, Meter Metaurene,
Meter Ouegna, Meter Polyettene, Meter Tymenene,
Meter Kadmene gibi birçok yerel isimle anıldığı bi-
linir. Bunlar daha da çoğaltılabilir; kültü ile ilişkili
Kremna sikkeleri üzerinde yer alan MIDAE DEAE
COL CREM lejandı, Tanrıçanın kentteki kültüne
işaret eder. Ona bölgede verilen bu isimler ya ni-
teliğinden ya da tapınım gördüğü yer adlarından
kaynaklanmaktadır.
Tarkan KAHYA - H. Ali EKİNCİ
Pısıdıa Bölgesi’nde keşfedilen
Ana Tanrıça Tapınakları
MS 394’te I. eodosius’un kamuya açık alanlarda
bu kültlerin kutlamalarına yasak getirmesiyle büyük
bir darbe alır. Bu tarihten itibaren Hristiyanlığının
Pisidia Bölgesinde çok tanrılı kültleri sistematik ola-
rak yok etmeye çabaladığı ileri sürülmüş, Pisidia An-
tiokheiasında Mên Askaênos Tapınağı buna örnek
gösterilmiştir; tanrının kutsal alanında heykeller,
steller gibi birçok kült nesnesi göksel dinin fanatik-
leri tarafından hışımla parçalara ayrılmış ve bir daha
bir araya gelmemecesine farklı yerlere atılmışlardır.
Bu olaydan sonra kutsal alan pagan kült görevlileri
tarafından terk edilmiştir.
1960’lı yıllarda tarihi eser kaçaklığı amacıyla mo-
dern vandalistler tarafından başı kopartılan Düver
Ana Tanrıçasının kült heykeli Geç Antik Dönemin
bu kıyımından kurtulabilmişti! Ama nasıl?
Düver Yerleşim Tarihi Araştırmaları Projesi en er-
kenden en geçe Tanrıçanın Pisidia Bölgesindeki
kültüne dair her bir tarihi veriyi Düver Ana Tanrı-
ça tapınakları ışığında yeniden ele alarak kültle il-
gili bu gibi birçok soruyu cevaplamaya çalışmakta
ve bölgede Ana Tanrıçanın izini sürmeye devam
etmektedir.
Ana Tanrıça’nın
tapınağı ve
basamaklı kaya
sunakları
27Aktüel Arkeoloji
Burdur İli, Yarışlı Gölü, Yarım Ada ve çevresinde sür-
dürülen Düver Yerleşim Tarihi Araştırmaları Projesinin
arazi çalışmaları kapsamında Burdur Müzesi tarafından
Yarım Adada yapılan kurtarma kazılarında, kayadan
oyulmuş, basamaklı iki sunak ve kısmen kayadan oyu-
larak inşa edilmiş iki tapınak gün ışığına çıkartılmıştır.
Bu tapınakların ve sunakların birbirlerine olan uzak-
lıkları, topografyadaki yerleşimleri, yönelimleri ve iş-
çilikleri, birlikte ve bağlantılı biçimde tasarlandıklarına
kuşku bırakmaz. Uzun soluklu bir çalışmanın sonucun-
da keşfedilen bu tapınak ve basamaklı kaya sunakları,
Yarım Adanın Demir Çağ inanç ve uygulamalarının
anlaşılmasına ışık tutacaktır.
Farklı fonksiyonlara sahip ve döşemleriyle bir takım
dinsel seremonilere sahne olduğu daha ilk bakışta an-
laşılan Düver - Yarım Ada dini kompleksini salt Pisidia
Bölgesi için değil, Anadolu ve Antik Dönem inancı için
ünik kılan, tapınağının içinde kayadan oyularak nere-
deyse bağımsız bir heykel haline getirilmiş, oturur vazi-
yetteki ana tanrıça yontusudur.
Tahtında oturan kült heykeline sahip ana kayaya oyul-
muş bu tapınak, hem bölge için hem de Anadolu Demir
Çağı arkeolojisi için büyük önem taşımaktadır. Keşfin,
Antik Dönem din anlayışı, heykeltraşisi, tapınak mi-
marisi gibi -bölgede tüm çabalarımıza rağmen hâlâ ka-
ranlıkta kalan- benzeri konularda sorularımızın cevabı
olacağını umuyor ve şimdiye dek bildiklerimizi tekrar
gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz.
MÖ 6. yüzyıla ait bu Arkaik kutsal alan, Düver’in din-
sel yaşamında önemli bir rol oynamış ve büyük olası-
lıkla döneminde, Yarışlı Gölü çevresinin sakinlerine
de hizmet etmiş olmalıydı. Alanın konumu, tapınak
ve sunakların kendileri ve bunların düzenlenme şekli
buranın sıradan bir bağış ve adak adama yeri olarak
seçilmediğini düşündürüyor. Tam tersine bu vurgu-
lanmış dini yönü ile bölgenin dini topografyası için
oldukça önemli bir merkez, belki de bir olasılık yakın
çevre için küçük bir hac merkeziydi.
Bu alan -boyutu ve hacmi düşünüldüğünde daha çok
yerel bir yöneticiyi akla getiren- siyasi yönetimin res-
mi himayesini görmüş ve yardımlarını almış olabilir.
Ya da toplumun önemli bir parçası olan aristokrat sı-
nıfının “zenginliklerinin kamusal bir ifadesi” idi. Bu
düşünce tartışmaya değer. Toplumdaki itibarı artırma
amaçlı böylesi girişimler kuşkusuz amacına ulaşmış
olmalıydı. Belki de Pisidia yönetici eliti, tanrıça ile ya-
kın ilişkilerini vurgulamaya, böylece yönetimlerinin
meşruluğunu artırmaya çabalamışlardı.
Ayrıca kültle ilişkili tüm arkeolojik ve epigrafik bu-
luntuların sağlıklı bir şekilde belgelenebilmesi ama-
cıyla devam eden araştırma projesinin önümüzdeki
günlerde Yarışlı Gölü çevresinde daha geniş bir alan-
da yürütülmesi planlanmaktadır.
Tapınağın çnde durumdak kayadan oyulmuş Ana Tanrıça heykel
Basamaklı
kaya sunağı I
28 Aktüel Arkeoloji
K
ırşehir kent merkezinde yer alan
Kale Höyük yaklaşık 20 metre
yüksekliği ile şehirdeki en yüksek
mevkiidir. Hök 1960’lı yıllar-
da ağaçlandırılarak park alanına
dönüştürülmüştür. Günümüzde bu görüntüsünü
koruyan höyüğün etrafı uzun çarşı olarak bilinen
dükkân sıraları ile çevrilidir. Tepe bölümünde ise
eski lise binası, Alaaddin Camisi, park ve piknik
alanları yer alır. Ayrıca yamaçları tıraşlanan hö-
yüğün etrafına bir araç yolu ve merdivenler inşa
edilmiştir. Bu haliyle daha çok ağaçlıklı bir tepe
gibi görünen höyüğün, çevre köylerden taşınan
Kale Höyük
topraklarla oluşturulan yığma tepe olduğuna dair
efsanevi bir inanış yaygındır.
Şehrin merkezindeki konumu ve sürekli göz
önünde bulunması sebebiyle sürekli yerleşim gö-
ren hök, özellikle son elli yılda kent dokusuy-
la uyumlu hale getirilmek adına yapılan uygula-
malarla neredeyse höyük kimliğini kaybetmiştir.
1980’li yıllarda tescillenmesi ile tahribatı kısmen
azalan höyükten, tarihi kaynaklar da bahsetmek-
tedir. İlk olarak 17. yüzyılda Katip Çelebi tara-
fından zikredilen Kale Höyük, bu tarihten sonra
şehre gelen yabancı gezgin ve araştırmacıların
da dikkatini çekmiştir. Özellikle H. H. von Der
Osten tepenin önemli bir höyük olduğundan ve
buradaki Hitit buluntularından bahseder. Hatta
burayı önemli Kalkolitik merkezler arasında gös-
terir. Ancak höyükle ilgili ilk kapsamlı araştırma
ve yayın 1950’li yılarda B. Alkım ve H. . Bossert
tarafından yapılmış ve burada yapılacak olan kazı
çalışmalarının gerekliliği belirtilmiştir. Kale Hö-
yük’teki ilk arkeolojik kazılar, 2009 yılında Alaad-
din Camisinin restorasyonu sırasında yapılmıştır.
Işık ADAK ADIBELLİ
Kırşehr Kale
Höyük genel
görünüş